17 Haziran 2017 Cumartesi

Alper'den Dilaver'e Saf Sevgi


   
    Geceye "Alper"den, "Dilaver"'e geçtik. Gerçek ismini öğrenmem, beni cüzdanını çalmak ile suçlayıp, "vala ya ben çalmadım, senin paranı ne yapayım, parasız çalışıyorum ben" diyerek yere bakarken, düşürdüğü yerde gördüm, küçük kahverengi noktayı. "Al bak orada!" dedim. Sarhoştu, eğilemedi, ben o an alırken, sürücü belgesini gördüm, hafif çıkık. Dilaver. Verdim eline. Rahatladı. Kırılmıştım. Kapıya yöneldim, "nereye?" dedi. "Eve." Keçiören'den Kurtuluş, taksi çok yazardı. Cebimde para vardı yine de. Geceydi. "Gel tamam, yani beni anlaman gerek". Sarhoştan empati dersleri. "Siktir lan oradan" demedim. Korktum. İnsanlar sorardı, korkmuyor musun diye? Risk hayatımız, onun için de benim için de. Bize geceleri, barları, tuvaletleri, kapalı odaları bıraktığınız için güvensiz ve risk hayat. "Sen ile sevişmeyeceğim" deyip, koltuğa kıvrıldım. Yanıma geldi. Evi inanılmazdı ayının. ve ona rağmen cebindeki birkaç kuruşunda. Gözleri çok güzeldi. Derinden ve odunsu. Katık. Porno filmi çevirdik. Dayanamadım orospu. Yanında uyuyamadım, yanında uyuyamadığım erkekler listesine bir yenisini ekledim. Horluyordu. Koltuğa çıplak uzandım. Battaniye vardı neyse ki. Canım bir şeyler okumak istedi, kırsalda tıp okuyan gay'i okudum. Yazdığı heriften beter bir ayı ile olduğumu bilse, "seni aşağılık twinky, senin gibiler yüzünden bu adamlar palazlanıyor" derdi. Hamide artık demiyor, öğrendi. Aktif ama gay değil. Kerimcan Durmaz ile ilgili yazısını okudum. Enfes. İntihar edersem, kırsala mail atmayı düşledim. Melankolik. 
   Koltuğa yığılmış iken, herif yine geldi. Sikmek istedi. "Yok" dedim. Korunmasızdık yeterince. Kondomdünya. Yanıma oturup sigara yaktı. "İyi miydi?" dedi, ben bu erkeklik yaşlandıkça azalır sandımdı, öğrenci iken , parlak bir ibne iken işte, çok duyduğum bu "iyi miydi?" lafını artık duymam sanırdım. Sevindim. Güldüm. "Neye göre?" dedim. Şimdi bu adamı öldürüp, kapıyı çekip çıksam beni bulurlar mıydı? Boşanmak üzere olduğu karısı da sevinirdi herhalde yaptığıma. Küçük koltuğa uzandı, arkadan sarıldı. "Dilaver" dedim. İsmini "Alper" dediğini anımsadı, diklendi, "Dilaver, annem derdi, gerçek ismim Oktay, herkes Oktay der" Dedi. Sarıldı. "Senin gerçek ismin ne?" dedi. Halbuki ismimi söylemiştim, büyü bozulmasın, Yusuf'a anma olsun diye, "Yusuf" dedim. 
   Sikmeye kalktı yine. Durdurdum. DUR, önümü dönüp sarıldım, sıkı sıkı. Şşşş yaptım, sakin ol kovboy, kulağına dilaver diye fısıldadım. Bu sefer değil dedim, bu sefer sadece sarılacağız,,, 
   Dinledi. Müzik yoktu. İyi güzel kadınlar hep ağlar açtım telefondan. Sarılmış halde dinledik. 
   Sigara yaktım. Oturdum. Sabaha kesiyordu gün. "Yaşadığın şu hayatın kıymetini bil lan" dedim. Biliyordu, demagojistliğim tuttu. "Karım beni terk etti," diye başladı o da söze. 
   Karısı çok alkol alıyor diye bırakmış, zaten çok paragözmüş, anadolu kadını değilmiş,,, 
  
    Bitti. 

Bu her zamankinden hallice adamlardan adamı neden anlattım? O an o sabaha kesen tandan şunu fark ettim, aslında biz ne olursak olalım, "saf sevgi"ye muhtacız. O saf sevgi bize biçilen alanlarda bulunursa işte böyle sikiş değil sadece sabaha kesen sohbet çıkıyor, annesini hatırlatıyor insana, karısını, bir şarkı üstelik sevmediği tarz belki de, samimi bir şey oluşuyor sanki, 

Ondandır Seçin ile anlaşamayıp, hala LGBTİ derneği'ne desteğim, ondandır Kinem gelmedi diye suçlamam konuşmamam, ondandır Diren'i sevmem, Ondandır Eren'in bulaşıklarını yıkamam, Ondandır İngilizce. 

Bugün beni Aspava'ya götürdü ve ben travmalar ile örülü vücudum, Aspava'ya giremeyen ben, gittim onla. Kavga bile ettik, Aspava'nın acısını çıkarttık geçmişimden. Ona geçmişimde "hırsız" olduğumu ama kendisinden bir şey çalmayacağımı iletince, sevmediğim , kaderim olan cümleyi söyledi: Sen iyi bir insansın, biliyorum. 

Çay soğuk diye kızdık. Karısı nedeni ile uzaklaştırma almış. Biraz konuştum, kadın hakları felan. Dışarda bir de kahve içtik. Bana bir ara "hayatım" dedi. 

 O saf sevginin kimden geleceği belli olmuyor, gelirse cinsiyeti ne olursa olsun insandır kabul ediyor, içine alıyor, sarmalıyor, bırakası gelmiyor. 




3 Haziran 2017 Cumartesi

Çokonat


Hala okuyor mu bilmiyorum, (bundan haberi yok,) ona ithaf ediyorum ;
                                                                                     Ouz'a, 

   Onu çok severdim, aşk anlatılır mı, seviyordum işte. Sevgi değil belki de. Birileri babandan bulamadığını onda bulmuşsun demişti. Küstah. Eşcinselliğin başarısız freud yorumu. Sevmek çok zordu, küçücük bedenimde köpüren bir şelale. 
                        (kafam güzel arada dağıtabilirim, özür ola, ) 

  Neyse işte, düşün düşün dünya kaç bucak. O dönemde daha bunlar kavga etmemişti, dershaneler duruyor daha. İlk sene kazanamamıştım, ablam vedat türkali "bir gün tek başına" kitabını okurken başıma dikilip, "önce o üniversite" demişti. Hani üniversite desen. öyle büyük değil, Mustafa Kemal, ilin tek üniversitesi, ataması olan sınıf öğretmenliği yazılacak, kazanamayınca abim dedi ki "bekle, seni okuturum," kavga edilmeyen dershaneye görüşmeye gittiydi, dershane dedi ki "Tarık iyidir, özel sınıfa da alırız, yurdumuz da var orada kalır". Yoksuluz ya hani, alacak beni, kendilerine katacaklar, Amerikalara götürüp okul boyatacaklar, 

    Okul lise kötü bittiydi, Ezgi dışında kimse ile pek fazla görüşmüyorum, hepsi kazanıp gitmiş, bir ben kalmışım ibneliğim ile. Esma vardı, arada onla haberleşiyorduk, ibnesiz. Ezgi ile mektuplaşıyoruz, SONBAHAR filmini izlemiş, "mutlaka izle" demişti, mutlu ezgi. Sonbahar filmi güzeldir o arası ayrı. Konumuza dönelim. 

  Ouz ile öyle lisede iken çok konuşmazdık. Yani beyaz müzik çaları vardı, onu verirdi sağolsun, acır mıydı ne? Çalmayı düşündüm birkaç kere. İşe girerken aldığım bankadan çeker çekmez gidip TEKNOSA filan dolanıp bulamadıydım aynısından. Ama ilk işim onu almak oldu. Ouz'unki kadar güzel değildi. 
  Bir baktım ki Ouz. Aynı dershane. Lisede gibi değil, daha bir kilo almış, boy desen efsane kaptan. İçim gitti piçe. Ablama sorsan "önce üniversite" der. Bir gömleği vardı, tanrı giydirmiş derdin, bir duruş ki sonradan çiçek. Hatta hiç unutmam (UNUTMUYORUM OROSPU ÇOCUKLARI, UNUTMUYORUM, )
 Kavga etmez iken hükümet yanlısı bir hoca "ay parçası" demişti. AyparçasıOuz. 
Çalışkanım, bir yandan da VEDAT türkali neymiş, haldur huldur okuma. İçine içine. Kimi bulursam, Arada bir sahafçı vardı hala durur, o verirdi bana ucuzundan. "İyi okursun" derdi. 
   Edebiyat çalışmaya gerek duymadım hatta. Vala bila. Yalan attı diyeceksiniz. Değil, şu an en saf halim sizinle. Buyrun sikiniz. AL SİK. 
   Okurken Ezgi'den de olacak, Sosyalizm filan öğreniyor insan. Ablam da Eğitim sen takılıyor. Aslında arıyordum, çok okumam ibneliğimi kabul etmemem, belki diyorum okuyarak bulurum, belki düzelir, Ouz'a kıyılmaz içim, akmaz, bir Sezen aksu şarkısı gibi eskimez. Yok düzelmiyor, Hamide lisede "Savcılığa veririm seni" demişti, Özgeler filan tuhaf tuhaf bakmıştı, Dedim fakirliğimden ibneliğim. Fakirim diye. Böyle boktan. (İĞRENÇ FAKİR EDEBİYATI)

   Sonra baktım olmuyor, otuzbir çekiyorum, Ouz Ouz diye kuduruyorum, Abim anlamıştı hatta, üniversiteye git hele sonra konuşuruz o konuları, demişti. O KONULAR. Bir gün gizli gizli Eğitim Sen'e gittim. Ezgi SOLCU ya sandım Eğitim Sen felan hani ne bileyim, solcular iyidir, yardımcı olur, Karşıma ilk çıkan bir öğretmene, bana yardımcı olur musunuz?efem, dedim. Hayat bu, o gün orada Cumali abi vardı, psikolog, anladı mı nedir? Hastaneye gel, Krize Müdahaleye. Gittim. Dedim, "Ben Ouz'a aşığım." 

  Dedi ki erkek o. Anlattı durdu. Öğrendik, ama "önce üniversite." Neyse ne. İbneliğin luzümu yok dedik. Çalışıyoruz, Hukuk bile gelir o çalışmaya. 

   Bunların yurduna yazıldıydım, Ablam önce üniversitelik için kabul ettiydi. Birkaç gün sonra Ouz da yazıldı. Kuduruyorum. Ay parçası diyen hoca, (Geçen gün rüyamda gördüm onu nedense, şimdi kaçmıştır ya da pazarda sebze satıyordur) organize ediyor bizleri, ders ders kaç para kaç. O anlamıştı ben de bir tripler, bir tripler, kasılıyorum Ouz'un yanında. Alınganız üstelik. Birkaç kişi takılyorum olmuyor, sonra kancık köpek gibi Ouz ile barışıyorum. 

   O da şimdi avukat olan bir kız ile çıkıyor. Makzume lisesi'nden. Taşaklı. İstanbul Üniversitesinde kız. Ouz da da onun ezikliği. Konuyu çok çarptık. Fakir edebiyatımıza dönelim. 

 Ben de para yok, yurdu çok okumaktan, çok çalışmaktan ücretsiz yazılmışız. Ah Cumali Abi, AH, "bu adamlar şerefsiz, gör bak yarın ülkeyi satarlar" derdin de umurum değildi, Ne ince adamdın, birkaç kere cumali abiden para alıyorum. Yemek de ısmarlıyor.  Anlatıyorum ona her şeyi. 

 Onun için Ouz faşist. Hikmet Sami Türk'e suikast düzenleyen bir kız vardı, Ölüm oruçları felan anlatıyor. SolAhlakçı Adam. Böyledir böyle. "Sen bir duvara aşık olmuşsun ama normal çünkü bu çevrede küçük çevrede kime aşık olacaktın?" derdi. 

  Ankara var , Anti - militarist, barış diyen bir lgbti örgütü var, (Canım benim, sanıyor ki çiçek böcek, yok öyle değil abim benim, sendikayı tuttukları gibi oraları da tutmuşlar, sikerler, ) gözümü bürüyor, daha çok çalışıyorum, 

  Neyse ne , Ouz çokonat yerdi çok. Her sabah, çokonat ile başlardı. Bir de çay. Severdi piç. Ben de de para yok. Ouz birkaç kere sorun olur mu lan deyip şey ettiydi de ben hani müzik çalarına dadandım bir de çokonat tık olmaz. Yalan uyduruyoruz. SolcuAhlakçıyız Kızım. Ne sandınız. 

  Bir gün ne olduysa, canım çok çekiyor, azıyorum da ondandır, Ouz böyle çokonat yiyor, reklam gibi, biscolata vardı ya öyle. (umarım okumuyordur şimdi.)  Sabah böyle güzel, kızışan kediler, Hükümetşakşakcısı hocalar bunların dönemi ya güldür güldür neşe, tıkırında kızım işler. 

   Ouz böyle yiyor felan. Kuduruyorum Orospu. Kantinden Ouz gidince, çokonat çalıyorum. Bir anda. Liseden çıkmış çocuk. Hırsız. Solculuğa da ters bak. EZGİ de kızacak. Görüyor adam. (Hatırlamıyorum buraları. Adam kimdi, neydi?)
Korkuyorum. Bir şey demiyor. Hissediyorum. Hemen bir köşede hayvanca yiyorum. OTOBÜS filminde et yeme sahnesi var ya (İZLEYİN OROSPULAR) öyle. Hızlı hızlı. 
 Yedikten sonra beni bir pişmanlıktır sarıyor. Yurdu felan bırakayım olmaz, Ayparçası diyen dümdük de şimdi parasız almış beni, ayıp olur. Ouz'a bakamıyorum. "Ouz da anlamıyor, ne oldu deyip duruyor," sonra sonra güç bela adama gidip parayı veriyorum, adam sorun değil ama bir daha yapma diye geveliyor. Almıyor parayı. Olmuyor. Rahatlamıyorum. 

 Cumali abiye de gitmiyorum. Abartıyorum. Taktım. Sonra ibneliğin luzümü var. Adama Nasıl söyledim ne cesaret, "istersen senin çikolatanı yiyeyim" diyorum. İğrencim. Adam kovuyor. Ouz'a bakamıyorum. Ouz hala çokonat çokonat. 

  Adam bir gün iyi değil miydi neydi? kabul ediyor orospuçocuğu. Sınav çıkışı. Kimsecikler yok. Bekliyoruz. Orospuluk da var serde. Çıkartıyor yarağını. Allahım nasıl kokuyor.? Dayıyor ağzıma. Gidip geliyor, patlıyor ağzıma. "Yut lan yut" diye bağırıyor. İbneyiz ama bilmiyoruz tabi.. Yutuyorum. Hemen ardından çokonat ve su uzatıyor. 
   
    Hiç yemedim çokonat. Kazandım Ankara'yı. Ouz gitti yakup geldi. Ouz da siktir etmişti beni. Zaten soğumuştum. Çokonat yüzünden. İlk Amasya'da tattım. Yıllar sonra yediğimde o lanet tat geliyor mu diye kontrol ettim. Geliyordu. 
    Hep yerim çokonat, bir gün biliyorum ki o tat gelmeyecek. O yüzden her gün olmasa da ne zaman aklıma düşse yerim. 

   Bunu kimseye anlatmadım. Ölen psikolog adama anlatacaktım öldü. 
   Bugün o manyakpsikopat psikiyatri denen Mirbey'e siktirdim. Dedim ki "Allah eğer varsa, bize yedirdiği yarakların hesabını sormayacak mı? " Her şeyin bu kadar alt üst olması neden peki diye de sordum. O da bilmiyormuş. Ölünce görecekmişiz. 

   Böyledir BÖYLE. Önce üniversite abla. 

  

1 Haziran 2017 Perşembe

Zor kadın, Hakim Bey, Nuriye Gülmen, Gizem


                                

  Geçen ay, bir adam ile, biz gaylere atfedilen sikik arkadaş uygulamalarının birinde konuşuyorduk. Fotoğrafsız yazmamak benim ilk şartım, ancak herif, "fotoğrafı sonra atacağım, lütfen ısrar etme, biraz sohbet edelim" dedi. Kabul ettim. Genelde seks konuşmak isteyen ben, adam "üstünde ne var" sorularıma düzgünce ve makulca karşılık veriyordu. "Önceliğim bu değildi." deyip durdu. İşi nedeni ile, haftanın 2 günü Ankara'ya gelmesi gerekti, tabi ki işini bilmiyordum, sormuyordum. 

   Tanrıya inanmıyordum, Nuriye Gülmen 55 gündür açtı, sevgiye inanmamazlık hallerimi sürdürmek istiyordum, adama " sikin boyu kaç cm?, göbeğini göster en azından" diye tahrik ediyordum, adam ise "şarkılardan bahsediyordu, Sertap erener'i seviyormuş, zor kadın dedi bana şaka yollu. Kahkaha attım.
         
                           


Ankara'ya geldiği bir gün "o gün buluşalım mı dedi, sunumum vardı, LGBTİ, sosyal hizmet, açılma, askerlikten bahsedecektim, artık yeterince önemsizleşen konulardan bir kuple seçip ortaya atacaktım. Nuriye gülmen 60 gündür açtı, umrumda değildi. Yine de kabul ettim, buluşmayı, yeterince efemine görünmemek adına, kravat - gömlek gittim sunuma sonrasında adam ile kahve içip, teyzelerinin evine gidecektik. Fotoğraf da attı, oldukça iri, istediğim bir ayı idi.

   Sunumum bitince, bize destek vereceğini söyleyen LGBTİ örgütü destek vermedi, sevgili hacettepe'den bir feminist akademisyenin LGBTİ ile çalışmasını duyan Gizem, ağlamaklı olunca, kaçmak istedik, Gizem'in 2 yıldır aile aile koşturup bulamadığını , sırf gündemde diye sevgili feminist akademisyenimize destek veren lgbti örgütümüze sinir olmuştu. Onu avutmak istedim, ama bir yandan da adama söz vermiştim. Zaten avutacak ne vardı? Ne kaldı?


   Telefonumu kontrol ederken "selam tarık, bana bugün iş yüklediler, çalışmam gerek, ama istersen 1 saat oturup kahve içmeye gelebilirsin aklım yine işte kalır:(" üzüntülü simgeyi de eklemeyi akıl etmiş. Çıldırdım. Küfür yolladım. Çünkü ben açılmakta zorlanan saygıdeğer ayımıza gereken saygıyı gösterip, 2 haftadır konuştum, onun için kravat-gömlek, sakal bırakıp, hani efemineliğimizi bir nebze gizleyeyim dedim, neyse ne, "siktir git" dedim. 

   Aradı, gizem'i uğurladım, Nuriye Gülmen'e bakmaya gittik, yoktu, Eren, Sezen aksu açıklama yapmış dedi. 

   Adamla telefonda kavga ettim, Nuriye Gülmen yoktu, "Allah belanızı versin, biz neyin bedelini ödüyorum lan, ciğeri beş para etmez adamların yaraklarını ağzıma alarak neyin bedeli?.." tutamadım, ağladım. Aslında bazen yabancı dediklerinize daha kolay açılıyor, bir şeyler daha kolay patlıyor dışarıya. 

  Adam, susmuş, "sakince telefonu kapatıyorum, sonra ararım" dedi. Arama. dedim. İyi peki deyip gitti. Sadece şu mesajı yazması içimin kıyılmasına yetti. Bir daha da yazmadı. 

"Hakimim, işimi soruyordun da hani, ondan dolayıydı." 

   Kimseye anlatamadım. Cansu gelince anlattım. Sanırım sadece onun anlayacağını hissettim, ya da bok. Uslu bir kız olsaydım, şimdi hakim sevgilim olacaktı. Ne yaptıysam öfkem geçmedi kendime. 

   Açlık grevine destek verdim sonra. Solcu sekter amcalarının yanında grup yorum dinlemek hoşuma gitti. Kızılay geceleri sarhoş doluyor, sarhoşları aramıza almadı solcu amcalar. Şekerden midem bulandı. Çay içerek kusmak istedim, ama kusmak yasaktı. Nuriye'yi anlamak gerekir. 

   Kırsalda tıp okuyan gay bloğunu okudum, Kayahan dinledim, götçü herifin biri ile sevişmeden sikmesini kabul ettim. Götçü herif ile bara gittim. American Honey yeniden izledim. Müziklerini indirip dans ettim, Sabo ile buluştum. 

  Akşamında Nuriye Gülmen için alana gittim, SolCuUlaş'a çay ısmarladım. Şişkoydu. "Sağol gözüm" dedi. Ulaş'a, herkese yaptığımı farketmediğim ama sonradan farkettiğim şeyi yaptım; bildiğim soruları sordum; "Sence ne olur? Yani sonları.?." Bağlı olduğu yapıdan dolayı beni sikemeyecek ve sonunu bildiği filmin yönetmeni gibi yalan söyleyecekti tabii. "Direneceğiz, kazanacağız yoldaş, çay için sağol" deyip gitti. Alandan ayrıldım.  

                   Sertap Erener, Zor Kadın dinledim. 
  

22 Kasım 2016 Salı

Yarım


Altı ay önce buluşmuştuk Cengiz'le. Yine buluştuk. Ardıç Kafe'de. Cengiz'i öğrenci iken tanıyorum. Çıkardığımız şimdi ünlü yazar şişmesi "Peyniraltı" dergisini çalıştığı Yapıkredi Yayınları kitabevine bırakmak için. Bir keresinde yapıkredinin yazarlara yaptığı kitap alırken yazar indirimin bana da yapmıştı. "Ben yazar değilim ki" dediğimde; o bana bakıp "birçoğu da yazar değil, sadece kitap çıkarıyorlar" demişti. Güldük. Sonra ufaktan görüştük. Peyniraltı bittiğinde benim için. Üzülmüştü. Bense o zamanlar umursamıyordum. Sonra okul bitti. 

Ardıç kafe önceden daha güzeldi. gerçekten bitki çayı sevenler vardı. Gereksiz samimi davranan bir sahibi yoktu. Rafları doldurmak için kullanılan kitaplar da gözümüze sokulmuyorlardı. 

Cengiz'le buluşmadan önce; kendisine masör diyen bir adamın kucağında zıplamıştım. Masör müziği eşliğinde, huzurlu idi. Ormanda bir geyiktim. Kıvrılıp durdum. Adam her adam gibi, seksten önceki cümleleri söylemişti "hep görüşelim", güldüm, ittim, ağzıma aldıktan sonra, tık oturdum, "birazdan bu söylediğine pişman olacaksın" dedim. Kendimi aşağı atmamamın nedeni bu aşağılanma olsa gerekti, Eren ile Ceyda'yı düşündüm. Bir hayatı beraber paylaşıyorlardı, aralarına kimseyi sokmuyorlardı, bazen beni alıyorlardı sonra safra atar gibi atılıyordum. Adamı korkuttum; " sana tasınayım madem?", Kalktı, duvara dayadı, ellerini ellerime, içi içimde, "buna hazır değilim" dedi. Evliymiş ve istersem, hem karısını hem de beni aynı anda becerebilirmiş. Hepiniz aynısınız ve ben aslında size güvenmiyordum, ta ki Gizemler edalar ciddi ilişki denen normatifliği bana kakalayana kadar. 

Adamdan çıkınca ağladım, Mir allah belanı versin diye bağırdım, bol trafikli bir yere geldiğimde ters yürüdüm, hızlı. Athena çaldı kulaklarımda, bir araba çarpsın istedim. Kıvrıldım. Kimse çarpmadı. Cipralex attım susuz. Bir taksi durdu. Binmedim. Cengiz'le edebiyat sikiştirecektim. 

Ardıç kafede bitki çayı söylemedim. Kahve biraz. Cengiz mutsuzdu. Bir ilişki istiyormuş, kedisi kanserden ölmüş. Ben de "ilişkileri siktir et" dedim. ilk defa bu kadar açık söyledim, utandım. Güldü. Bunun için görüştüm dedi. Kitaplardan ve filmlerden gına geldi artık konuşmaktan. Bense tam tersi açtım edebiyata. Konuşabileceğim kimse yoktu. Cengiz'i yatakta düşündüm. Sonra utandım. Onun yanında insan huzur buluyor. Kedikanserdenölümü buluyor. Gökyüzünekadaraçık buluyor. 

Mutsuzluğuna çare bulamam, ama "Eski Yeni'ye gidelim" dedim. Bunu söylerken aklımda onunla sevişmek vardı. Arsızlığımdan yine utandım. Cengiz benimle konuşurken gözlerini kaçırıyordu, Abdurrahman da aynısını yapardı. İnsan insandan neden ölmez? Cengizleşmek istedim. Birden "ne olmak isterdin?" diye sordum. Rockçı dedi. Şaşırdım. Beklemedim. Bir müzik grubu vardı, popülerleşince; bırakmış, sarılmak istedim Cengiz'e. Kedisine ağlayabilirdim. Bense "sendikacı ya da solcu olmak isterdim" dedim. Nasıl? Devrimci mi dedi?
Beklemedi. "İnandığım bir şey olsun, bir yere bağlı olmak..."

Sustuk. Cengiz'in evine taşınabilirdim. Temizliğini yapardım. Çamaşır sulardım her yeri. Sonra boktan lavanta koktururdum. Bulgur pilavı, sonra salata, az tuzlu, biraz summak yöresel, Cengiz kilo aldığını bahane edip az yiyecek, dondurma yiyecektik, hiç yemediğim o kaymaklı şeyi Cengiz'le yemeye çabalayacaktım. Dubai'ye giderdik, Beyrut'a. Ellerimizde fotoğraf makinesi. Çocuk çekerdik. Caz dinlerdik. Travis mi iyi Teoman mı diye kavga ederdik. Tablo yapardık. Ben sıkılırdım vazgeçerdim. 

Sıradan bir hayat düşlemiştim, çürüdüm. Pelin Buzluk'tan bahsetti. Pırıldadım. "Bir öyküsü vardı onun, 2.9 saniye çok ilginç, aklımda kalmış, intihar ile ilgili." Anladım dedi. Anlamış gibi yaptı. Konuşmak istemiyordu. R'leri söyleyemeyen garson geldi. Çay istedim, biri çok açık. O uzaklara baktı. Sahlep kötüydü, Amasya'da sahlebi güzel yaparlardı. Sahlepçi Durmuş. Charlie Hebdo saldırısı olmuştu ve biz o gün Direnlerle sahlep içtik. İç yakan. 

Cengiz bana konuşmuyordu. İç döküyordu. Buna ihtiyacı vardı. Kedisi ölmüştü. Bir kadınla yaşamıştı bir süre. Önce sevgilisi sanmıştım anlatırken. Sosyal arkadaşı. Onu anlatıyordu. Susarak dinlemeye çalıştım. Bir kez olsun gerçekten birini dinlemek istedim. Genelde dinleyemezdim. Cengiz'i dinlemek istedim. Dinlerken de sinematografi kurdum. Arabasında Cengiz, Elton John dinleyerek işe geliyor, anlaştığı iş arkadaşı ile kahve içip, o günkü gelen kitapları diziyor. Yazarımsı müşteriler geliyor bazen. Onlara çay ikram ediyor. Evi paylaştığı kadından ayrılana kadar, bir ev kuruyor, film izliyorlar beraber, in the mood for love, birini dinlemek hiç bu kadar iyi gelmemişti. 

Ayrılırken, inanmayarak "bunu hep yapalım" diyorum. Cengiz yine aylarca aramayacak ve ben aylarca kimseyi dinlemeyeceğim. Belki Eren ve Ceyda ile Seğmenler Parkına gidersek onu da çağırırım. Pelin Buzluk gelirse onun çalıştığı yere benden bahsederken hatırlar belki beni, arar, Ev arkadaşım Eren ile tanıştırırım onu, Oya'nın yanında görürüm, kitap taşırken, Konur Sokak'ta. 

Bazı insanlara geç kalınır da, bazı kelimeler susuştur. 




5 Ağustos 2016 Cuma

Bir Onlar Bir Biz


                                       İbnelere' ya da kendine düzcinsel demeyenlere;
                                                                         


İbneler ile toplanmayı seviyorum. Çünkü onlarla konuşmak; bazen ihtiyaç duyduğum bir şey, bazen de bize dayatılandan farklılığı gösterebildikleri için seviyorum. Buluştum. Ya bileklerimi kesecektim ya da Emre'yi arayacaktım. Çinçin'in - Melih Gökçek'in daha dağıtamadığı yerin-  arkasında bir eve gittim. 

Sıkılmıştım. Dilek aramıştı da. Gitmemiştim. Onun makalemi ne yaptığımı, "Akademisyen olamazsın" diyen süt suratlı kadını sormasından, "Abdurrahman'ı unutmadın daha" diyecek bokluğuna katlanamazdım. Göç idaresi kaynıyormuş. Yabancılar hukuku, Kanunu, Ayten'in depresyonu - yalnızmış, daha evlenememiş, - Eren ile sikik mülteci hikayelerini dinlemek istemedim. Sözüm var dedim. 

Sıkılmıştım. Ayten ile geçen hafta buluştuğumuzda, sırf ibneyim diye kurumundaki ablası ile tanıştırmak için çağırmasından. Rolümü iyi oynadım. Kızmayın. Mutfakta ayten söyledi, "açık biri ama işte görmeden, değişmiyor, biraz bahset filan" dedi. İğrendim. Numune miyim lan ben?! Balkonu güzeldi. Abdurrahman ise severdi Ayten'i. Katlandım. Bak Abdurrahman; senin için numune de oluyoruz. Gayler çok cici.!

Sıkılmıştım. Ceyda ve Eren'in dönmemesinden. Berna'nın. Tuba'nın. Bir gizem. Mutfağa çağırdı da gittim. Bulaşık yıkadım. Krizdeydim. Gizem "anksiyete" dedi. 

Ev kalabalık. Dağılmışız. Biraları koydum. Çinçin gecekondularının ışığı yanıyordu daha. Yıllar önce; burada yakup vardı. Onu hatırlamıyorum artık. İlginç. 
Tanıştık kafaüstü. Yere oturdum. Bira açtım. Her biri ileride parlak kariyeri  ya da bir yerlerde memur olacak , gizli gay rolüne bürünecek, kimbilir evlenecek, biraz şansı olan kendi gibi yaşayabilecek, kalabalık eşcinsel sürüsüydü. İçimi huzur kaplamıştı. 

Emre hornet'e bakıyordu. Koli için. Kızdık. Bazımız. Bazımız ise "cinsel özgürlükten" bahsedip Emre'yi rahat bırakmamız gerektiğini söyledi.. Ben ise yavaştan Rıdvan ile konuşmaya başladım. Direk konuya girdi. "Kız seni farketmiyorlar mı?" Ne iş yaptığımı bilmiyordu ki. Güldüm. 

Geceye Mabel Matiz koklamasaydık olmazdı. Sinan sevmiyormuş. Ben de "ölü pantolon bizi anlatmıyor mu" dedim? Rıdvan "ufff" çekti. Melankoli takılacaksam, siktirmeliymişim evden. 

- "Ferzan Özpetek filmlerinden fırlamışsın gibi" dedim sonra ben Rıdvan'a. Cahil Periler. Duymamış. Ayıpladı Emre; "kız Ferzan Özpetek'i nasıl duymazsın?" Zaten filmlerden fırlamadık mı biz?

- Güzel film.  dedim. "Koray da var; "seversin Rıdvan" dedi Emre. 
"Kargo" açtık sonra. Renklerin içinde.

Pencereye kalktım. Bira keyfimi getirmişti. Rıdvan az sonra şebnem ferah kasetleri getirdi. "Bunu dinleyelim sadece" dedi. Güldüm. "Olur?" Sinan hiç konuşmamıştı. 

- "Kız sen bir heteroya mı aşıksın?" dedi. Bira ağzıma takıldı. "Nereden bildin?" Çünkü her ibne bir gün bir heteroya aşık olur. Rıdvan "ben heteroseksüel erkeklere inanmıyorum, herkes biseksüel" dedi. Çinçin'de ışıklar daha sönmemişti. Atletli bir adam çekirdek çitliyordu. Sevgilimle oğlum diyordu Şebnem Ferah.

- "Biseksüel olduğunu farkeden erkeklere içelim o zaman!" dedim. 

- Herkese veren pasiflere! Aktif ama gayim diyenlere! İntihara kalkışmamıs lubunyalara!

Kahkaha attık. "Sertap erener açalım ya" dedi Mustafa. cigara sarıyordu. Koktu. Şaşırdım. "İçer misin" dedi. "Aşığa iyi gelir." dudağını ıslatıp sararak sırıttı. Gözleri küçüldü.  Kürtçe şarkı açtı Sinan. 

Rıdvan "ayyy uff tam başladık şimdi." Sus kız faşist!" dedi Sinan. 

- "Bu var ya MHP'ye oy verdi." dedi Sinan bana dönerek. Kahkaha attım. İnanmadım. "Evet, ne olmuş?" dedi rıdvan. "Nasıl ya?" Sonra "ben lisedeyken MHP'li birine aşık olmuştum." dedim. Pişman oldum söylediğime. 

- "Ay ne yapayım ülke bölünsün istemiyorum" dedi rıdvan. Güldü Emre. Rıdvan'a Ouz'u  gösterdim. Beğenmedi. "Verdin mi kız ona" dedi. "Yok" dedim. Gülümsedim. "O şimdikinden daha da hetero. Öyle her erkek biseksüeldir ayakları sökmez ona!" . 

Cigara öksürttü. Emre çok güzel çekti. Cigaranın ucundaki ateş alev aldı. Koktu etraf. Özlemişim. Emre'nin yanına geldim. Omzumu açtım. Öptü Emre. Rıdvan "Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar" şarkısına eşlik ediyordu. Bu gece yeryüzü arabesk! 

Emre'ye sarıldım. Kokuyordu. Cigara dönüyordu.

- "Tecavüze uğradım!" dedi rıdvan. Birden. Şarkı devam ediyordu. Yanına gidip; dans ederek; "tecavüz bize bahşedilen bir onur, senin bu bölünmesini istemediğin ülkendeki erkekler tarafından" diye fısıldadım. Emre'nin ağzını öptüm. Dilimledim. Cigaradan biraz daha aldım. 

-"HIV Pozitifim ben de" dedi, Mustafa. Zor gece olacaktı. "Keşke içmeseydiniz be şunu" dedi Emre. AIDS ile HIV Pozitif aynı şey değiimiş.? 

- "Babama oral seks yaptım bir keresinde "dedi Sinan. Bu kadarı fazlaydı. Emre'ye dokundum. Omzunu sıktım. Ağlamamalıydım. Güçsüz görünme faslını Abdurrahman'a vermiştim. 

Bizden alsınlar artık ağlamalarımızı, alsınlar yere batmalarımızı, alsınlar bizden kelimelerimizi, bizden alsınlar, biz suskun olalım, biz sakin olalım, biz başaralım, bize ne efendi çocuklar desinler, bize ruh hastası bu demesinler, bize ne kadar işinde presentable desinler, bize akademi desinler, plaza desinler, beyaz mobilya desinler,,,

Sustuk. Türkçeden sıkıldık. Güney Afrikadan bir şarkı açtım. Barış bıçakçı koksun istedim. 

- "Bir sene boyunca bana iş vereceğini düşündüğüm adama verdim." Emre. İş vermemiş. Bir süre erkeklerden uzak durdum. "Kız arkadaş bile yaptım" dedi. Bu gece sevişecektim onunla. 

Çinçin ışıklarını kapattı. Atletli adam içeri geçmişti. Bana düşeni de oynamalıydım. 

- "Bir gün Diyarbakır'a sevdiğim adamın köyüne kaçarken; param yoktu; üç kişiye aynı anda verdim. Günlerce kanadı."   Bitirdim rolümü. 


Güney Afrikalı şarkıcı; şarkısına devam ederken; cigara dumanları arasında Küçük iskender bize şiir yazdı sanki; 

seni ilk gördüğüm gün;
bir martı oydu iki gözümü de.


29 Temmuz 2016 Cuma

Meleklerin Düş Yaşamı ya da Çocuk


                                                         bu yazı bütün samimiyetimle yazılmıştır.
Her hakkı satılıktır.
                                                       Aileme; 

Beşir'e kahve yapmamıştım. LGS'ye hazırlanmam gerekti. Mutfakta ders çalışırken tokat atmıştı. Ağlamadım. Kitaplarımı alıp yukarı eve çıktım. Problemleri hiç anlamıyordum. Dershaneye gidemezdim; ablam babamı emekli etmek için; uğraşıyordu. Aptal arapça şarkıları arasında problemleri çözüyordum. Ablam; son ay kalmış emekli yatırımı için babam ile konuşuyordu. Bir yandan bana bakarak; "söz ver baba emekli olunca Tarık'ı dershaneye götüreceğiz; artık eve harcayacaksın parayı olur mu?" demişti. Zeki bu çocuk. Okuyacak, göreceksin. 

İsmi Evren. Hornet'teki ismi ise Emre. Eve çağırdım. Eren kızmadı. Küçüktü. Çay yaptım ona. Üstelik çay yaparken abdurrahman'ın dediği gibi çayı koyduğumuz demliği ısıtmıyorum, çok demli olmasın diye. Çocuk ile konuştuk. Çorumlu. Memur. "Hayat böyle" dedi. Öpüştük. Eren görmedi. Uyuyordu. Sarıldık. Dudaktan öptü beni. Çok güzelsin dedi. Güldüm. Pencerenin yansımasından görüntümü gördüm. Çocuk yine sarıldı. 

O sene okul - aile birliği'nden kayıt parası almak için türlü yalanlar uydururken anladım ki babam emekli maaşını bize harcamayacaktı. Bunun bedelini Okul-Aile birlği'ne söylediğim yalanlar ödüyordu. Kazanmıştım. Dershaneyi de ücretsiz giderek hem de. Kavga etmeden önce; FEM; FETÖ olmadan önce. Kazanmıştım. OyakBank- Asker arası o güzel okulu. Servis yoktu ama olsun iyiydi. 

Çocuk yani Emre yani Evren çok güzel sevişiyordu benimle. Uzun uzun. bir tatil öğlesi gibi. Birayı serin serin yudumlar gibi. Dudaklarım sarhoş olmuştu. Kısık sesle konuşuyordum. "Nereden Öğrendin?" o ise kadınlardan dedi. Kadınlardan. Yere yığıldım. Omzumu açtı. Öptü. Adım adım. Sakin bir kavga. Trafikte kalmış gibi. Hiç bitmeyen otobüs durağı gibi. Gözleri çok güzeldi. Gülüyordum. 

Çiçane'ydi adı. Sanırım arapça karışımı bir kelime. Çingeneden türeme. Çok çocukları vardı Çiçane'nin. Hülya iyi taso oynardı. Kızkardeşim Leyla da. Leyla hepimizden iyi taso oynardı. Tasolarda bütün mahalleyi yutup sonra Hülya'ya verirdi. Çiçane'nin diğer kızına. Esra kızardı. Leyla'nın salaklığına. Ben de. Leyla acırdı onlara. Mahallede, futbol oynayınca beni kaleye koyardı, gol yerdim; Hülya'yı ise forvet'e. Severdi ondan Leyla'yı; Çiçane'nin çocuklarını. Biz Leyla'ya kızardık. 

Arkama geçirdim. Aletini tuttum çocuğun. Tam sokacak iken; "bir dakika; yüzünü görmek istiyorum" dedi. Nasıl? Öyle olmaz ki. Olsun dedi. Döndüm yüzümü. Elini yumuşattı. İçime soktu. Güldüm. Diğer eli ile vücudumu okşuyordu. Sonra; hazır mısın dedi? İçime girdi. Gözlerini kapama. Sarıldım. Hırıltı çıkardım. Omzuma dudakları ile gezdirdi. Seni seveceğim dedi. 

Annem; Çiçane'ye yemek artıkları gönderirdi. Zaten kendisi güzel yapmazdı. Kimse gitmek istemezdi. Leyla; taso ile borcunu ödüyordu zaten. İş bana kalıyordu. Evleri leş kokardı. Yağmur yağardı, dam akıtırdı. Soğuktu. İçeride bir sürü çocuk vardı. Götürdüğüm yemeklere sevinirlerdi. Bizim zorla yediğimiz. Babam kızardı Anneme. Mahalle kızardı Anneme. Annem Çiçane'ye acırdı. Bense o eve gitmek istemezdim. Deli Orhan bizi döverdi. Korkardım. 

Çocuk; yani Emre Yani evren; Çay içti; şeker kattı. Espri bile yaptık. Belime sarıldı. Testeron etkisi gitmemiş herhalde dedim. Anlamadı. Giderken yarın ararım seni dedi. Mutlu oldum. İlk defa severek yaptım dedi. Güldü. Yanağıma bir öpücük kondurdu giderken. Umut; dedim, hayat ne güzel, umut ile. Çay sıcaktı hala. Coldplay açtım kendime. Güzel uyudum. 

Murat'ı severdi Çiçane. Demirçelik'te çay satıp aldığı bahşişlerle - ki çaycılar nasıl bahşiş alıyordu bilinmiyordu - Çiçane'ye yemek götürürdü. Acırdı onlara Murat. Çiçane'ye kızmazdı. Eşi Şeyhmus'a kızardı. Murat; güzel abiydi o zamanlar. Azmimi görüyor bana Demirçelik'teki memur hayatını anlatırdı. Severdi beni. Hülya ve Azize ile oynamamıza da kızmazdı. 

"Akademisyen ışığı görmüyorum sen de" dedi; ülkede bilim kalmış gibi. Suratına Bir Düğün Gecesi fırlatmak istedim. Bunu söyleyen kadın; Ölüm oruçları zamanında öğrenciydi muhtemel. Şimdi ben de ışık görmüyormuş, ağladım. Abdurrahman işsizmiş işsiz olmasına rağmen çabalarını takdir ediyormuş onun. Doktoraya kesin alırmış onu. Beni bir düşünürmüş. Arkada Nazım Hikmet bize bakıyordu. Ben olmamışım daha. Yetişmem gerekmiş. 

Çiçane'nin evi yıkılınca gitti mahalleden. Onlar yok iken biz kaldık en fakir. Leyla büyüdü, oynamasına izin verilmedi. Ben de ders çalışıyordum zaten. Beşir, Şükrü ve Murat'ın bakkallarına bakıyordum sessiz. Ablam sakatın evinden ayrıldı. Dayak yedi. Bize yerleşti. Sevinmedik. 

Türk Kanser Polikliniği önünde ağladım. Kolejde. Eve varamadan tutamadım kendimi. Abdurrahman'ı aradım. Sesi artık anlamını kaybetmişti. Anlattım. Takma dedi sadece. Takma. Herkes akademisyen olamaz ki; demedi. Buna benzer bir şey dedi. Eve geldiğimde; çocuk ile yani emre ile yani evren ile seviştiğim yere yığıldım. Sinir krizi geçirdim. babamın yuvarladığı çığın altında kaldım dedi Nilgün Marmara. 

TRT-2 vardı o zamanlar; bunlar daha kavga etmemişti; güzel filmler yayınlardı TRT- 2 - Dünya kuşağı vardı, ah güzel dünya - Beşir kızardı bize. Soğuk filmleri izliyoruz diye. Ama Murat ile ben her Cuma akşamı Dünya Kuşağı yapardık. Gazoz getirirdi. Before the rain'i ilk orada izlemiştim. Requiem for the dream; daha bir çok dünya filmleri, takeshi kitano, japon filmleri;
Sonra bir gün Meleklerin Düş Yaşamı diye fransız bir filmi; iki kadın; özgür; biri yaşam dolu, diğeri seviştiği adam kendisini terk ediyor diye 29unda intihar ediyor; Müziği de (aşağıda) çok güzeldi. 

Murat 29 yaşındaydı. İntihar etmedi. Kendisinin bile anlamdıramadığı bir tarikata üye oldu ya da kendi dediği gibi sadece gidip geliyor; 

Ben de 29 olacağım. Nilgün Marmara ve Zafer Ekin Karabay da 29'unda öldü. 

Sadece bir tutam sevgi dilenmiştim. 





18 Temmuz 2016 Pazartesi

Bir Düğün Gecesi

                       karaktere ithaf edilir mi; edilirse; Bir Düğün Gecesi'nden Tezer'e; 


"İntihar etmeyeceksek, içelim bari!".

Dilek anlamadı. Bense Adalet Ağaoğlu'nu düşündüm. Elimde Bomonti şişesi. Dedim; "Hadi 90'lar yapalım, kendimize;" Açtık oradan Emel Müftüoğlu; Hovarda.; Tayt giydik; başımıza bandaj bağladık, makyaj yaptık deli. Eren yoktu. Evde ben, Dilek vardık. Dün gece çok korkmuş dilek. Boyuna anlatıyor. Dinlemek istemiyorum. Benimse aklım abdurrahman'da. O zaman dedim kendime. Bir Düğün Gecesi.! Evet o kitap benim kitabımdı. Ben Tezer'dim. Çöken, çürümüş, bencil, ayyaş, gerçi orada koskoca bir darbe geçmişti. Dilek, Feridun Düzağaç açtı. Ergenliğimize Ağıt. Ouz'a ağıt. "Ouz çok severdi" dedim dilek'e. Kimi? Feridun'u. Şimdi dinliyor mudur bilmiyorum? İçim kasıldı. Kavun kestim dilek'e. 

Seçil önermişti bana bir düğün gecesi'ni. Edebiyatımsı bulmuştum ilk okuduğumda. Uzak gelmişti. Sonra; Kovulmadan önce gittiğim yazma kursunda; öykümü başarılı bulan ünlü yazar; "Sen bir düğün gecesi'nden fırlamışsın" dediğinde; tekrar okudum. 

Sahi ben her yerden kovulan, beni sevmeyen siz düzcinseller; Viva la vida; siz kendinize bir hayat biçenler, siz bu memleketin çürümüş aydınları, bizi yenik düşürdünüz; bizi ezdiniz, bize bırakmadınız, Hey bill! Bu ülke; kirli çamaşır sepeti; ARÇELİK - BOSCH; 

Bu gece sarhoş olma zamanı; Time of Darbe. "Ağlarsan Düşerim" diyor Feridun. Dilek, suskunlaştı. Dilek gelmeseydi; Cavit ile grup yapacaktık. Hiç tanımadığım biri arkamdayken hiç tanımadığım biri siki ağzımda olacaktı. Kabul ettim hiç düşünmeden. Ama Dilek; "Korkuyorum, yanına gelebilir miyim?" dedi. Ya da buna benzer bir şeyler. Gittik bir önceki gün; kalabalıktan yaptığı satıştan sonra supermarket olması muhtemel marketten; içki aldık. Adam; "geç kaldınız" dedi ama siz tanıdıksınız" diye de ekledi. 

her yere yetişilir; Hiçbir şeye geç kalınmaz ama  

"Eğer adam biraları vermeseydi; memeleri dokundurtman karşılığında bize biraları verir miydi Dilek?" dedim.  Dilek "değişme" dedi. Bana hep böyle ol. Hep GÖT. Hep patavatsız. Güldük. Memelerine bakıyordu Dilek. 

Abdurrahman aradı. Gündüz konuşmak için; aslında yardım istemek için ben aramıştım. Ağladım telefonda. Yaparız sandım; O gece aramamasının nedeni; aranacak bir önemin olmadığıymış. Eren'i de aramamış. Daha da ağladım. Ben demek ki onun için herkesmişim. Dilek'i kovmak istedim. Feridun "Birgün aklımı bulamayacağım" diyor hala. Peki dedim; "eğer ben seni hiç arayıp sormazsam, hiç demez misin? Tarık'ın arkadaşlığı önemliydi, ona ihtiyaç duyuyorum demez misin?" Ben iyi olacaksam önemli değilmiş. 

Televizyonu açtı Dilek. Dayanamadı. Korkuyoruz; Biz aydınlar; biz solcular; yarım ağızlılar; kemalistler; biz yerden göğe haklı olanlar bizi korkttunuz; aferin size; hey bill, 

Kızılay kalabalığı gösteriyor televizyon. Feridun kızacak bize. Emel müftüoğlu da. Herkes kızacak. Ağlamam durmuştu. Dilek'e anlatmadım. Eren'e de anlatmayacağım. 

kalk git artık Dilek! Ouz'u arasam mı? Kız arkadaşı var mıdır? İntihar etmeyeceksek...?

Dilek gitti. Kaan aradı. Bu gece; yalnızları yoldan toparlayan onlara kahve yapan mami rolünü oynayacağım. Kaan; Kinem'i çok seviyormuş, yarın doğum günüymüş Kinem'in, lafın nereye geleceğini anladım; 

Hey Bill; bak bize ne yaptın? En solcumuzu acınır hale getirdin; Çürüttün bizi Bill, Sınıf mücadelesi, Bill, anla; Emek; Kaan'ın suratına bira şişesi geçirsem mi? Sonra Ouz; Sonra Cavit ya da; bacak omuza Cavit; bir elim öbürünün sikinde boşaltmak isterken; Kaan; Komünist Parti; sahi devrim vaktiyle bir ihtimaldi; Kaan; ANLA; Anla; 

Verdim. Para. Erkekler dedim; ya  para istersiniz benden ya da sikmek. Aylarca aramayıp bugün araman ben de "olaydan" sandımdı. Dedim. Bu gece lafımı sakınmak yok! Mazzy star; "kayboldum içinde" derken; Kaan'a son bir kahve yaptım. 

Bir gece abdurrahman uyurken; yastığının baş ucuna para koymuştum; üstünü örttüdüm; O, Memleketin otogarları kokuyordu;  o gün hastaneye yürüyerek gelmişti. Sonra; son görüştüğümüzde; "ben sana o günkü parayı vereceğim" demişti ilk fırsatta. Bekliyorum; o parayı vermek için; arayacak mı beni? Eğer verirse; kendime hediye alacağım o parayla; onun yapmadığını yapacağım; bana yapmadığınızı! 

Bana yapamadıklar! birikim yaparım olmadı; beyaz eşya alırım; borsa oynarım; Starbucks'a giderim; parfüm alırım; ama kendime yalnızca kendime harcarım; Münevver'in yanına giderim; Yusuf belki; Amasya'ya giderim; ayakkabı alırım; akıllı telefon alırım; Gizem'in düğününe çeyrek alırım; kupa bardağı alırım; Takım elbise; gömlek alırım; 

Kaan'a bozuk attım; zaten o da gitti. İstediği paraydı; arayıp zamanımı almasına gerek yoktu; verirdim. 

Abdurrahman ve Sikko Nuri Bilge'nin ta fransalardan ödül alınca kullandığı en güzel cümle "yalnız ve güzel ülkem"  için bir kez daha ağladım. Koltukta uyuyakalmışım. 

Ouz'u arasam mı?